Başkan İnandı: Adıyaman seçimden seçime hatırlanacak bir memleket değildir
Adıyaman Basın Medya Birliği Onursal Başkanı Hasan İnandı önümüzdeki seçimlerde partilerin adaylarını belirlerken memleketten uzun yıllar uzak kalmış kişileri değil, memleketin tozunu yutan memleketi çok iyi bilen kişileri aday göstermeleri tavsiyesinde bulundu.
Başkan İnanda yaptığı açıklamada; “Bir Adıyamanlı olarak, bu memleketin geçmişini, kültürünü, insanını, ilçelerini, köylerini, sorunlarını ve yıllardır değişmeyen siyasi alışkanlıklarını yakından bilen biri olarak bazı gerçekleri dile getirmeyi hemşehrilik sorumluluğumun bir gereği olarak görüyorum.
Öncelikle şunu ifade etmek isterim: İnsan doğup büyüdüğü memleketinden ayrılabilir. Eğitim, iş, ticaret veya farklı sebeplerle başka şehirlere yerleşebilir. Oralarda hayatını kurabilir, başarılı olabilir, ekonomik anlamda güçlenebilir ve ciddi bir servet sahibi olabilir. Bunların hiçbirine itirazımız yok. Aksine, her hemşehrimizin başarısı bizim için gurur kaynağıdır.
Ancak burada cevaplanması gereken önemli bir soru var: Başka bir şehirde yıllarca yaşamını kurmuş, o şehrin imkânlarından yararlanmış, ekonomik ve sosyal çevresini orada oluşturmuş bir insanın, seçim dönemleri geldiğinde yeniden Adıyaman'ı hatırlayarak siyasi makamlara talip olmasını nasıl değerlendirmeliyiz?
Elbette herkesin aday olma, siyaset yapma ve memleketine hizmet etme hakkı vardır. Bu hakkı kimsenin elinden almak gibi bir düşüncemiz olamaz. Fakat aday olma hakkı kadar, kamuoyunun da adayların geçmişini, memleketle bağını, bugüne kadar yaptığı hizmetleri ve taşıdığı sorumluluğu sorgulama hakkı vardır.
Eğer başka illerde ekonomik güce kavuşmuş, işini ve düzenini kurmuşsanız, öncelikle bulunduğunuz şehre katkı sunun. Ardından hemşehrilik duygusuyla Adıyaman'a da yatırım yapın, istihdam sağlayın, gençlerimize kapı açın, sosyal projeler geliştirin. Memleketinize faydalı olmak için mutlaka belediye başkanı, milletvekili veya başka bir siyasi makama gelmeniz gerekmiyor.
Çünkü memleket sevgisi, yalnızca seçim pusulasında adının yazılmasını istemekle ölçülmez. Memleket sevgisi, ihtiyaç duyulduğunda sorumluluk almakla, zor günlerde hemşehrisinin yanında durmakla ve hiçbir karşılık beklemeden katkı sunmakla ölçülür.
ADIYAMAN'IN TOZUNU YUTANLARIN DA BİR HAKKI VAR!
Bir de meselenin başka bir boyutu var ki üzerinde özellikle durulması gerekiyor. Bu memlekette doğmuş, büyümüş, Adıyaman'ın tozunu yutmuş, çamurunda yürümüş, yokluğunu ve cefasını çekmiş, bütün zorluklara rağmen memleketinden kopmamış insanlar var. Adıyaman'ın sorunlarını masa başından değil, bizzat yaşayarak öğrenmiş; hangi ilçenin, hangi köyün, hangi mahallenin neye ihtiyacı olduğunu bilen, yıllardır bu şehirde yaşayan, üreten ve mücadele eden insanlar var. Bunların arasında üniversite bitirmiş mühendisler, mimarlar, öğretmenler, hukukçular, sağlık çalışanları, iktisatçılar, yöneticiler ve daha nice meslek sahibi gençlerimiz bulunuyor. Peki, bu insanların siyasi ve bürokratik makamlara gelme hakkı yok mu? Neden yıllarca Adıyaman'da yaşamış, bu şehrin sorunlarını bilen, halkın içinde olan insanlar yerine, seçim zamanı ortaya çıkan isimler ön plana çıkarılıyor? Neden memleketin yükünü yıllarca omuzlayanlar değil de seçimden seçime memleketi hatırlayanlar siyasi makamlar için daha avantajlı hâle geliyor?
Kimse yanlış anlamasın; eleştirdiğimiz şey başka şehirde yaşamak değil, Adıyaman'ı yalnızca siyasi bir basamak olarak görme anlayışıdır.
BİR ŞEHRİN SİYASETİ, BİRKAÇ KİŞİNİN KİŞİSEL ÇEVRESİNE DÖNÜŞMEMELİDİR!
İsim vermek istemiyorum. Zaten Adıyamanlı hemşehrilerim, geçmişte yaşananları ve hangi siyasi süreçlerden söz ettiğimi gayet iyi biliyor. Adıyaman'ın tozunu yeterince yutmamış, bu şehrin günlük hayatından ve sorunlarından uzak kalmış bazı isimlerin önce belediye başkanlığına, ardından milletvekilliğine uzanan siyasi yolculuklarına şahit olduk. Daha sonra Ankara'ya yerleşen, siyasi ve bürokratik ilişkilerini orada sürdüren, buna rağmen Adıyaman üzerinden siyaset yapmaya devam eden anlayışları da gördük. Üstelik mesele yalnızca makam sahibi olmakla da sınırlı kalmıyor. Siyasi gücün ve kişisel çevrenin, gerek Adıyaman'da gerekse başka şehirlerde belirli kişilerin işe yerleştirilmesi veya çeşitli imkânlara ulaşması için kullanıldığı yönündeki tartışmalar da kamuoyunun gündeminden düşmüyor. Elbette hiç kimseyi somut bir bilgi ve belge olmadan suçlamak doğru değildir. Ancak kamu görevlerinin, siyasi yakınlıkların ve kişisel ilişkilerin etkisinden uzak tutulması gerektiğini söylemek de her vatandaşın hakkıdır.
Şunu artık açıkça ifade etmek gerekiyor: Adıyaman hiç kimsenin şahsi siyasi mülkü değildir. Bu şehir, birkaç kişinin çevresine, ilişkilerine veya siyasi hesaplarına teslim edilemeyecek kadar değerlidir. Yeter artık! Adıyaman'ı yalnızca siyasi hesaplarınızın merkezinde tutmaktan vazgeçin. Bu memleketin insanına, gençlerine ve geleceğine gerçekten katkı sunmak istiyorsanız, bunu makam talep etmeden de yapabilirsiniz.
PEKİ, ADIYAMAN'IN EĞİTİMLİ GENÇLERİ NE OLACAK?
Asıl üzerinde durulması gereken, belki de en büyük adaletsizlik burada başlıyor. Adıyaman'da üniversite eğitimini tamamlamış, meslek sahibi olmuş, yıllarca emek vererek kendisini yetiştirmiş yüzlerce gencimiz var. Mühendisinden mimarına, öğretmeninden sağlık çalışanına, teknisyeninden ekonomistine kadar pek çok alanda yetişmiş insanımız bulunuyor. Bu gençler yıllardır KPSS sınavlarına giriyor, yüksek puanlar almaya çalışıyor, mülakatlara katılıyor, başvuru üstüne başvuru yapıyor. Bir umutla sonuç bekliyor, bir sonraki alımı takip ediyor.
Aradan yıllar geçiyor. Yaşları otuzu, hatta daha fazlasını buluyor. Hayatlarını kurmaları gereken yaşlarda hâlâ iş bekliyorlar. Kimi ailesinin desteğiyle ayakta kalmaya çalışıyor, kimi geçici işlerde çalışıyor, kimi de eğitimini aldığı mesleği yapabilmek için başka şehirlere gitmek zorunda kalıyor.
Peki, bu gençlerin suçu ne?, Suçları bir siyasetçinin yakını olmamak mı?, Bir milletvekilinin, belediye başkanının veya bürokratın kapısını aşındırmamak mı? Bir siyasi partinin mensubu olmamak mı?, Arkalarında güçlü bir dayı, tanıdık veya siyasi referans bulunmaması mı?,
Bu ülkede eğitim almanın, emek vermenin, sınavlara hazırlanmanın ve liyakat sahibi olmanın hiçbir anlamı kalmamalı mı?
Bir gencin geleceği, birilerinin telefon rehberindeki isimlere bağlı olmamalıdır. Kamu kurumlarına personel alımında esas olan; adalet, şeffaflık, eşitlik ve liyakattir. Sınav sonuçları, objektif değerlendirme ve açık kriterler belirleyici olmalıdır. Mülakatlar da kimsenin hakkını gasp edecek bir araca dönüşmemelidir.
Adıyaman'da yetişen gençlerin kendi memleketlerinde görev alabilmeleri için adil fırsatlar oluşturulmalıdır.
Çünkü bu gençler yalnızca iş beklemiyor; yıllarca verdikleri emeğin karşılığını, bağımsız bir hayat kurabilme hakkını ve geleceklerine duydukları güveni bekliyor.
BU GENÇLERİN HAKKINI KİM ARAYACAK?
Adıyaman'da siyaset yapanlara, milletvekillerine, belediye başkanlarına, siyasi parti temsilcilerine ve kendisini Adıyaman'ın kanaat önderi olarak tanımlayanlara açıkça soruyorum: Bu gençlerin sorunlarını ne zaman gündeminize alacaksınız?, Kaç gencimizin işsiz olduğunu araştırdınız mı?, Kaç üniversite mezunumuzun yıllardır atanmayı beklediğini biliyor musunuz?, Kamu kurumlarına yapılan personel alımlarında liyakatin korunması için ne kadar çaba gösterdiniz?, Siyasi gücünüzü yalnızca seçim kazanmak, makam elde etmek ve çevrenizi genişletmek için mi kullanacaksınız, yoksa bu memleketin sahipsiz bırakılan gençlerinin hakkını savunmak için de kullanacak mısınız?, Unutmayın, bir gencin yıllarca verdiği emeğin karşılığını alamaması yalnızca o gencin değil, aynı zamanda toplumun ve ülkenin kaybıdır. Bir memlekette yetişmiş insan gücü iş bulamadığı için başka şehirlere göç ediyorsa, orada yalnızca işsizlik sorunu yoktur; aynı zamanda ciddi bir gelecek ve kalkınma sorunu vardır. Adıyaman'ın ihtiyacı, seçimden seçime ortaya çıkan adaylar değil; seçimden sonra da halkın arasında kalabilen, hesap verebilen, üreten ve sorumluluk taşıyan yöneticilerdir. Adıyaman'ın ihtiyacı, kişisel ilişkilerle makam dağıtan bir anlayış değil; hak edene hakkını teslim eden bir yönetim kültürüdür. Adıyaman'ın ihtiyacı, Ankara'daki siyasi çevrelerini memleketin üzerinde bir güç olarak görenler değil; Ankara'daki imkânlarını Adıyaman'ın hizmetine sunan insanlardır.
Son olarak bütün hemşehrilerime şunu söylemek istiyorum: Memleket sevdası, seçim dönemlerinde hatırlanan bir aidiyet duygusu değildir. Memleket sevdası, zor zamanlarda da orada olabilmektir. Adıyaman'da yaşayan, bu şehrin sıkıntılarını çeken, çocuklarını burada büyüten, burada üretmeye çalışan, bütün imkânsızlıklara rağmen memleketini terk etmeyen insanların da hayalleri, beklentileri ve siyasi temsil edilme hakları vardır. Bu insanların önünü kesmek, gençlerin emeğini görmezden gelmek, liyakat yerine yakınlığı öne çıkarmak hiçbir şekilde memleket sevgisiyle açıklanamaz. Kimseye düşmanlığımız yok. Kimsenin adaylığına, başarısına veya siyasi mücadelesine karşı değiliz. Bizim karşı olduğumuz şey, Adıyaman'ın yıllardır aynı siyasi alışkanlıkların, kişisel hesapların ve dar çevrelerin etkisi altında tutulmasıdır. Artık Adıyaman'da isimler değil, ilkeler konuşulmalı. Yakınlıklar değil, liyakat belirleyici olmalı. Siyasi güç değil, halkın iradesi üstün tutulmalı. Çünkü Adıyaman kimsenin şahsi siyasi bahçesi değildir. Bu memleket hepimizin. Geleceği ise en çok da burada yetişen gençlerimizin hakkıdır. Adıyaman'ın yakasından düşün; ama Adıyaman'ın geleceğine gerçekten sahip çıkın!” dedi.
Bakmadan Geçme
